Saturday, August 15, 2009

şiirin kapısı

esra özdemir'e

diyeceksiniz ki o da kim
esra benim balıkesir'deki birinci sınıf öğrencilerimden
birinci sınıf dediysem, her anlamda yani :)

ona şöyle yazdım:

sevgili esra,

sanırım günlüğün mevhum meraklısına yazdıklarımı okuyunca dayanamayıp klavyeye sarıldın
(bu da bi tuhaf, eskiden kaleme sarılmak vardı, uyardı; klavyeye sarılmak o kadar da uymuyor sanki)

sözlük meselesine gelince
şiir yazmak, sırrını çözebildiğim bir şey değil
hani biraz uzatmak pahasına
şunları söyleyebilirim

bilirsin, yazarlardan ricamız "okuyucunun seviyesine in"mektir
hele hocalar söz konusu olunca, "öğrencinin seviyesine in"mek, neredeyse Allah'ın emri
ama yine bilirsin ki, ben derslerde bile öğrencinin seviyesine inme kaygısı gütmeyen biriyim
birincisi, bu "seviye jargonu"nu sevmiyorum
yazar ya da hoca, hangi aliyyülâlâ mertebede ki, öğrencinin seviyesine (yani aşağıların aşağısında bir derekeye) inmek lütfunda bulunsun
dün benim henüz okumadığım bir yazıyı okuyup gelen bir öğrencim bugün onu bana anlatacak olsa, ben hoca olarak o seviyeye inmekten değil, çıkmaktan söz edebilirim ancak
ikincisi, ne hoca, ne yazar... hiçkimse bir şeyi bir gün önce öğrenmekle ötekilerden üstün bir konum elde etmiş olmaz
ama, eğer yazar ya da hoca'nın muhatapları olarak okuyucu ya da öğrenciler, yazarın yazısından, hocanın dersinden yararlanacaklarsa
yazarın fikirlerinde/ hocanın bilgi ve yorumlarında okuyucunun/öğrencinin henüz malik olmadığı bir şeyler var demektir
eh, eskiler "marifet iltifata tâbîdir" demekle isabet buyurmuşlar
marifet (bilgi, hikmet) peşindeysen ona iltifat etmen gerekir
iltifatın bugünkü avami anlamı "bir nevi yağcılık" olsa da
esas anlamı, gerekli emeği sarfedip adanarak peşinden koşmaktır
öyle ise okuyucu/öğrenci, henüz noksanı durumunda olan o marifete iltifat edip yazarın/hocanın seviyesine çıkmak için yola revan olmuş kişilerdir
marifet, örneğin 8. sınıfta bildiğimiz kelimelerle de ifade edilebilecek bir şey midir?
dil düzleminde hiçbir seviye ilerlemesi olmadan, einstein yahut mevlana'nın sözünü ettiği hakikate mülaki olabilir miyiz?

mesele şiir olunca, iş büsbütün dolaşık
şiir, ne yazarın fikri, ne hocanın bilgisi gibi bir şey içerir
şairin gönül dünyasında
bazen karanlıklar içinde kırpışan bir yıldız belirir
bazen boğulacakmışcasına kuşatan bir ışık tufanı
yahut zifiri bir karanlık kaplar benliğini...
bu hallerden herbiri mutlaka bir şiirle sonuçlanmaz
çoğu zaman dile dökülemeyen bu yaşantıların kırkta yılda bir kelimelere bürünmeye başladığı olur
o ilk haliyle okusan, belki hiçbir şey ifade etmez sana
şairin ıkınıp sıkınması, o yaşantıyı dil evrenine aktarma bunalımıdır
bazı hallerde şiir, kendisi seçer sözleri
şaire ufak tefek fırça darbeleri atmak kalır

bu oldukça öznel bir süreçtir ve şiir mahrem bir dil kaşanesidir
okuycu ya da öğrenci, yazar veya hoca gibi kamuya karşı sorumlu bir muhatapla yüzyüzeyken
şiirseverin karşısında şairin hiçbir kamusal sorumluluğu yoktur
yazar, yazmazlık; hoca ders vermezlik edemez
ama şairden ne yazar gibi günlük/haftalık/aylık yahut kitaplık bir üretim bekleyebilirsin, ne de hoca gibi haftalık ders programına uyan bir faaliyet...

marifet iltifata tabi dediydik
şiirdeki estetik muhteva ise iltifattan çok daha fazlasını hakeder
bunu hiçbir kanun yazmaz elbette
şiirin estetik muhtevasına talipsen bu yola girersin
kimse seni buna zorlayamaz
çocukça dilinde söylendiği gibi söyleyelim
"canın cacık çekerse"

şiir kusurlu bir dünyaya ayak basmış
dahası o dünyada bulduğu haliyle kendisi olmak zorunda kalmış
daha da önemlisi bunu belki hiçbir zaman kamilen ve kalıcı olarak yaşayamayacak olmanın
yine de
başka bir dünyanın imkanlarına açık ve onlara açılmaya yazgılı olmanın
dile taşmasıdır

şiirin kapısına geldiğinde
giydiğin bütün kelimeleri çıkarır
bildiğin bütün anlamları unutur
şairi çarpan cinin bütün kaprislerine kapılmaya peşinen razı olursun
kelimeler şiirde yeniden giyinir
anlamlar yeni renkler ve ışıklar altında kelimelerle yeniden buluşur
ve sen bu andırışlar, çağrışımlar, sezişler ve coşkular altında
başka bir sen olursun
bir şiirin kapısından girilir belki
ama tekrar çıkılmaz
başka bir dünyadasındır artık

orta yaşlılar "aaah ah! öyle şiir mi kaldı" diye içgeçirebilirler
ne gam
bizim dükkanda mal budur

yani esra,
kelimeleri elbette sözlükteki adreslerine giderek bulabilirsin
ama onları tanımak, onlarla hem-hal olmak, onların katıldığı bambaşka bir yeni sen olmak gerekir
şiirse maksat
daha da ileri gitmek şarttır
zira şiir dili ve hatta şairin dili demeyeceğim
herbir şiirin dili çok öznel bir biçimde sadece kendisine aittir
bir halk deyiminde "canı balık isteyen ayağını soğuk suya sokar" (dereye/ırmağa/denize girip balığı yakalamak için) denilmiş
"canı şiir çekip de paçasını eteğini sıvamayan
şiir ummanından katre lezzet tadamaz"

vehbi hoca

No comments: