Tuesday, July 3, 2007
yenilmek...
kötü bi şey mi
yenilmek
wallerstein'ı hatırlayalım
"dünya-sistem'in kırılma dönemlerinde, minimal girdiler maximal çıktı verir"
ortalama oyun seyri içinde yenilmek değil kastettiğim
ben fena yenilmeyi göze alırım
ama ben yenersem, çok minimal şansların korkunç maximal yenilgiler üretebileceğini öğretmiş olurum
denklem şöyle kurulabilir
büyük başarı = maximal risk/ minimal şans
halbuki düz oyuncu şöyle sanır
büyük başarı = minimal risk/ maximal şans
bu denklem yanlıştır
şans büyüdükçe başarı kesinleşse de, küçük kalır
küçük şanslara oynarım ben
çünkü zar
(yani tesadüfi sanılan faktörler)
devreye girer
ama burada şunu gözden kaçırmamak lazım
hayat şenliğinde
iki insana aynı şansı vermek, eşitlikçi bir sonuç doğurmaz
çünkü, her insanın şans çarpanı farklıdır
ama kaybedecek olana oynar ve kazanırsam, şeytanın güvendiği dağa kar yağar
oysa şeytan, kazanacak olanı zaten kaybetmiştir
daha fazla teolojik bir derinlik gerekiyor bundan sonrası için
şu sözü hiç duydunuz mu:
“Allah'ın ahlakı ile ahlaklanmak”
tasavvufta böyle bir ilke vardır
insan, ezel bezminde Allah ile sözleşmiş ve sonra bu sözleşmeyi unutmuştur
Allah insana kusursuz bir ahlaksallıkla lütfeder
ve insan, nankör bir varlık olduğu için
o lutfu, hakkıyla takdir edemez
o nedenle, Allah'ın lütfuna ahlaklı bir karşılık veremez
amaç, bu sefil mahlukun, o ahlaksallık temelinde karşılık verecek şekilde olgunlaştırılmasıdır
sen tanrı olsaydın, kötülerden kaçını sağ bırakırdın?
eh işte, O, büyük Lütuf Sahibi, senin gibi yapmıyor
"insan kirli bir varlık olarak gönderilmiş" değildir yeryüzüne
"biz insanı en doğru/güzel kıvamda yarattık, sonra onu esfel-i safilin'e gönderdik"
ama bu bir ceza değildir
sefaletin en derini
o sefaletin en derininde "başka bir şansımız yok, bari bu sefaletten semirelim" diyenlerdir hayvandan daha aşağı hale gelenler
aslında kelimenin orijinali "adallu"dur
daha sapık demek
bu mesele biraz teoloji, biraz felsefi antropoloji meselesidir
bunu şöyle kurmalıyız bence
hayvan, sabit bir doğası olan, bir tür otomattır
oysa insan bu otomatizmden mahrum bırakılmıştır
bu mahrumiyet, insana "yürüyeceği yol'u bulma" zorunluluğu yükler
ama tuhaf bir şey daha eklenmeli bu resme
melekler
kusursuz boyun eğiciler
insan öyle olabilir mi? olmalı mıdır?
insan farklı bir imkandır
o, ne otomattır, ne de kusursuz boyun eğici
bu yüzden, varlık aleminin kritik unsurudur
herşey ona "müsahhar" kılınmıştır
ve insan, farklı yollar bulabilen bir varlık imkanı ile donatılmıştır
burada "yol" teknoloji gibi nötr bi şey değildir
yolun doğrusu, sapkını vardır
ve insan her eylemi ile, o yola taş döşer
bu nedenle, muazzam bir sapma potansiyeli vardır
ama bu, başka bir varlık türünün asla başaramayacağı kadar doğru/güzel bir yol bulma imkanı bahşedildiği anlamına gelir insana
bu, çok zayıf bir ihtimaldir
ve insanlardan çoğunun kaybedeceğini söyler kur'an
Allah, bu riski göze almıştır
biz kim oluyoruz
kaybedecekler kaybedecek
ama biz, onlara kazanacak varlıklarmış gibi davranacağız
Allah'ın ahlakı budur
sorumluluk, kendisi için küçük bir ihtimali gerçek kılma cür'etkarlığıdır
yoksa biz, kendini bıraktığında beş para etmez sefil şeyler olması kaçınılmaz varlıklarız
evet
inat ve ısrarla
insana müstehakkınca davranmamaktır görev
onun neye müstehak olduğunu düşünmek değil bizim işimiz
onun nelere layık olabileceğini görmesine çabalamak
ödevimiz
biz bir şey yapıyor sanarsak kendimizi
vergi tahsil etmeye kalkan tahsildar olmanın da ötesine geçerek
alacaklı olup dikiliriz insanların tepesine
oysa şenlikli karnaval davetçileriyiz biz
birgün o karnaval başladığında
ona hazırlanmışların çokluğunda
o çokluğun katıldığı kocaman bir coşkuyadır duyduğumuz özlem
bize deli derler
hiç aklımız başımıza gelmeyecek
şimdi söyleyin bakalım
kimde kaç kuruş alacağımız olabilir ki…
Monday, July 2, 2007
bittiği…
yaşıyorsunuz
ölümün eşiğini tattığım yerde
ve yüzlere bakınca
tüküresiniz tutmuyor
bana mı dokunsun
işte hayat diyor
uyuyabiliyorsunuz
alıp satıyorsunuz durmadan
fiyat alıp hesap
dua edip sevap işliyorsunuz
ya ilençler ömer
duymuyor musunuz
yüzünü gördüm
o yüzlere bakabiliyor olmaktan
kan tutmaz olmuştu
yazıyor ama söylemiyordun
söz
unutulmuştu
işte bir senin kalbin yeter
tek çığlık boğulmuştur
kıyamet nerede kopmuştur
konuşuyorsunuz
oysa tek söz hak olmuş
ve susulmuştur
git
suskunun serpildiği o tımar
ve ellerine
sıvaşık bir yargısızlık bulaştıran
bu adal kefareti
yeter sana
ölümün eşiğini tattığım yerde
ve yüzlere bakınca
tüküresiniz tutmuyor
bana mı dokunsun
işte hayat diyor
uyuyabiliyorsunuz
alıp satıyorsunuz durmadan
fiyat alıp hesap
dua edip sevap işliyorsunuz
ya ilençler ömer
duymuyor musunuz
yüzünü gördüm
o yüzlere bakabiliyor olmaktan
kan tutmaz olmuştu
yazıyor ama söylemiyordun
söz
unutulmuştu
işte bir senin kalbin yeter
tek çığlık boğulmuştur
kıyamet nerede kopmuştur
konuşuyorsunuz
oysa tek söz hak olmuş
ve susulmuştur
git
suskunun serpildiği o tımar
ve ellerine
sıvaşık bir yargısızlık bulaştıran
bu adal kefareti
yeter sana
haklı çıktı demişsin
bir tanıklığı kehanete çevirip
tasdik etmişsin
haklıymış demen bile yetmezdi oysa
Hakk’a ayan olan
her kişiye olsa
bir kişiye hafi olmazdı
ne çıktım ne mış’ım
hakikat
bir iftira gibidir
hakikatsiz kullara
bilir misin ömer
söz
utancından
sustuğun yerde değil
utanmasız
konuşabildiğin yerde
bitmiştir
Subscribe to:
Posts (Atom)
