Monday, September 14, 2009

kafkas hüznü için prelüdler...



dostlar

"ağlatan kafe" diye bir video izledim
hem de birkaç kez
ağladım mı, yo hayır!
ama bu, videodaki duyguları paylaşmadığımdan ya da paylaşAmadığımdan değil
hani, şey gibi
bu videodaki anlatım, benim ağlayan yerime değemedi
çünkü kafkas halklarının hikayesine ağlayabilmekse maharet
ben bunu taaa ortaokulda,
kafkas asıllı olmadığı halde, kafkas ekibinde oynayan
-laf aramızda, erkekler birincisi de olmuştum ;)-
ergenden dikçe bir türk olarak başarmış;
sonraları da çok kez tekrarlayabilmiştim.

aslında, ağlamadığım
ağlamak sırf göz yaşı dökmekse doğrudur
ama hani ne derler bilirsiniz
"kalbi kan ağlamak" diye bir şey vardır
işte o fasılda, bu video, kalbimin tellerini elbette titretti
zaten bütün kafkas müzikleri -belki kafkaslıların neşeli saydıkları bile-
bu telleri hep titretir bende

fekat efendim,
bu "sırf göz yaşı dökmek" sadedinde, gözümün yaşarmaması
bana pek acayip geldi
"niye böyle oldu?" diye düşünmeden edemedim
eh yani, insanın kalbi kan ağlarken gözü de yaşarır bir yudumcuk değil mi?
var bu işte bi tuhaflık...

o fasıldan
ismet özel'in nefis deyişiyle
"zihnimde yüzen dağınık şarkıları"
bölük pörçük de olsa buradan paylaşmak istedim
bunları derli toplu bir bütün içinde yazabilsem
hani kitap değilse de, uzunca bir metin olurdu
ama buna vakit bulamam şu sıra
birgün?
kimbilir, belki...

prelüd demem de bu yüzden
malum, uzunca ve bütünlüklü bir eserin başındaki kısacık girizgah müzikleri...
belki bütün kafkas müzikleri ile kontrast halinde
asıl beste hiç yazılmadı,
ama kafkas müzikleri bir requiem nağmesidir
ben prelüd olsun istedim...

prelüd I

şimdi haberler
aylardır beklenen kafkas halkları kurultayı nihayet toplandı
dünya gözünü kulağını bu toplantıya dikmiş durumda
kurultayda, uzakdoğudaki güneş imparatoru ve çinin konfederal yönetimi ile ilişkiler konusunda
savaş dışı çözümler gözden geçirilecek
bu toplantıdan çıkacak kritik kararlar arasında
rus halklarına ekonomik yardımların akıbeti
ve kuzey amerikadaki bölgesel savaşları sona erdirecek müdahale konusu da var

kafkas halkları kurultayı, bu yıl ev sahipliğini üstlenen nohçiçve'nin başkenti grozni'de toplandı.
çeçen devlet başkanı, kurultayın doğal başkanı olarak yaptığı açıklamada
"nohçiçve meclisinin, kafkas halkları olarak dünya barışı önündeki tehditleri sona erdirecek tedbirleri gündemin birinci sırasına taşımak yönünde bir karar aldı"ğını bildirdi. başkan, açıklamasında "rus halklarının içinde bulunduğu ekonomik sefalet, bizi de derinden üzüyor; ama rus teröristlerin sabotatör eylemleri sürerse, ekonomik yardımların askıya alınması kaçınılmaz" dedi. bu arada, başkan, ortadoğu birleşik devletleri ile iyi ilişkilerin süreceğini, savunma işbirliği ve stratejik ortaklık anlaşmalarının genişletilerek te'yidini öngören bir kararın bu kurultay'ın ana gündem maddelerinden biri olduğunu da ekledi.

prelüd II

önceki gün küresel medyalar kafkas uzay merkezi'nden yapılan bir açıklamayı manşetlerine taşıdılar: "uzay çöplüğü artık yok" yapılan kısa açıklamada "çeyrek yüzyıldır sürdürülen uzay çöplüğünü temizleme projesinin tamamlandığı" müjdelendi. uzayda nükleer tehdit, gözetleme ve istihbarat uydularının tümü temizlendi. kafkas uzay adamlarının bu başarıları, uzay merkezinin abhazyanın başkentinde bulunan ana-karargahında görkemli bir törenle kutlanacak.

prelüd III

çok mu şaşırdınız?
hayal gibi değil mi?
peki böyle bir hayal kurulabilir mi?
sizin böyle bir hayaliniz var mı?
belki aranızdan birileri "yahu bu hayali kurmak neden kafkasların bir ayrıcalığı oluyor? biz afganistandakiler, körfez ülkelerindeki zenginlerin hizmetçileri, afrikanın açları, türkiye'nin açık ve açgözleri... biz ne güne duruyoruz?" mu diyor?
yoksa "geç bunları hocam, bizim o hayallere karnımız tok" mu?
yoksa "bir zamanlar izlediğimiz 'ağlatan kafe'de hakikat ne kadar açık dile getirilmişti: 'AMA OLMADI' hakikatinden ötesi var mı?" filan mı diyorsunuz?

prelüd IV

kafkas halklarının müzikleri neden hep hüzünlüdür?
bu konuda bir dizi konferans verebilirim
bu hüzünlü müziklerin ardındaki düş kırıklıklarını, çatışkıları ve yenilgileri analiz etmek isterim.
sadece çözümlemek mi?
hayır! çözmek de isterim.
örneğin diyebilirim ki
kafkasların bu hüznü ile, egzogami kuralı ne kadar da derinden bağlantılı
kafkas ruhu hüzünlüdür, çünkü aslında bu kadar yüksek öz-beğeni ile bu kadar derin yenilgiler ancak hüzün getirir.
kafkaslılar, ancak kafkaslı olmayanlara karşı konuşurken tüm kafkaslardan söz ederler; dilleri, görenekleri, alfabeleri... öylesine parçalanmıştır ki, kendi aralarında asla biraraya gelemezler. bu tablonun zorunlu bir sonucu olarak başlarında bir kartal gibi taşıdıkları kafkas gururu değil, rus hegamonyasıdır. bu bilinçötesi gerçek, hüzünden başka ne getirir.

requiem

kafkasya aaah kafkasya!
biz kafkas halkları dünyanın en medeni geleneklerine, en estetik figürlerine, en kalabalık alfabelerine, en cesur yiğitlerine, en güzel coğrafyasına sahibiz.
en gururlu insanlar kafkasyada yaşar, kimseleri beğenemeyiz
kendi komşu-kardeş halklarımızı bile...
şapsığlar mı, onlar biraz böyledir, gaberdeyler mi, onlar da biraz şöyledir, abazaları geçelim, onlar pek şeydir. biz mi, biz, eee... e biz en biziz.
sürgünüz, bir avuçuz, dillerimizi de unutuyoruz.
ama olsun, var mı bizden yücesi!
eh, müslümanlıksa zaten geç devirde müslüman olmuşuz; asıl kafkas ruhu pagandır, animisttir, totemcidir, savaşçıdır filan yani
zaten müslümanlık kafkas ruhunu da öldürmüştür, o eski gelenekler zamanında yenilmezdik.
yahut, tam aksine
biz müslüman olduktan sonra savaşçı ruhumuz bir mana kazandıydı
şimdi o ruh da mana da bize çok uzak...

yah!

ve
vah ve vah
bu requiem'den bir senfoni çıkar mı?
elbette çıkmaz
sizin bir senfoni besteleyecek nefesiniz, umudunuz, gücünüz var mı?
yeteneklerinizi geçin, onlar boşa akıp duran ırmaklardır
ve geleneklerinizi ve kültürlerinizi ve hatta dininizi, diyanetinizi de geçin
onlar bu yetenek ırmaklarının önüne bent kurup
sizi dünyayı döndürecek bir enerji ile dopdolu hale getiriyor mu?

not
bu metin daha şimdiden başıma iş açtı
sevgili eşim, bir çeçen prensesi olarak beni fena halde haşlayıp
"sen bizim moralimizi niye bozuyosun bakiiim!" diye azarladı
akibetim hayrolsun





Wednesday, September 2, 2009

istintak (*)


nedir diyorlar

bende bulanmadan

debisi mecrâsı belli

bir ırmak olsunmuş akmak

akıllı uslu


saklı bir hinlik bu

madem ırmak değilmiş

deniz olsun peki

söyle kapladığın yüz ölçümünü

mevsimlerinin koordinatları nedir

buharlaşma katsayın

tuzluluk oranın

seni besleyen kanallar

daha başka bildiklerini de

ele ver


nedir yani diyorlar

biz de anlayalım

ah biliyorlar işte

onların anlayacağı dille

sizin anlayacağınız kadar

ve uzun etmeden anlatmak

zahmete sokmadan kimseyi

kendi kendimi

kodese tıkmak

nasıl?

aptal mı görünüyorum


nedir diyorlar

gözaltı

cevap için yutkunursan

tutuklandın demektir

verebildiysen müebbed


bende

ne debisi belli bir ırmak

ne tuzluluk oranı sabit bir deniz

yüzüme karşı sizi çakallar

şeytana yalvarıyorsunuz gırtlak dolusu

–keşke elimizde olsaydı–

anladım, anlamayayım diye

gülümseme perdesi

açılmıyor suratlarınızdan


ah ben ne...

sormak öğrenmeye ilk adım

sanmışım

–evet aptalmışım

ne anlatayım

coğrafyanın “c”si ile kıvrılıyor

“o”suyla yuvarlanıp

“ğ”sinde alfabeye inat

sertleşiyor öğürtüm

hele bi de “ğraf” deyince

çıkarıyorum

“ya”

–bereket ki…


sorgularınıza inat

bu topraktan nefret etmeyeceğim

ben onu kitaplarınızı kapatıp

haritalarınızı silerek –israf çizgiler

iki satır karnelerinize de inat

akılsız başın cezasıyla

adım adım bacaklarımla sevdim


hangi coğrafya

şu karşıki dağda üç top kar

şu fıratın suyu derin akar

yıkılmış ocakların acısını

suları sulara

–katıştırıp sevmeyi öğretebilir

tuna akmam diyebilir mi sizin kitaplarda?


nedir diyorlar

el-cevap:

–hiç!


(*) www.edebistan.com, 1 Eylül 2009